Van’daki hemen her ticarethane ya bir aşiret üyesinin yönetiminde ya da himayesinde

Aşiretler çeteleşme yolunda

Doğu Anadolu genelinde ve Van özelinde, o bildik aşiret mekanizması ve yapısı hızla çöküyor. Kitle iletişiminin gelişmesi, göçler, PKK yüzünden konulan mera ve yayla yasakları ve boşaltılan köyler, aşiret yapısının çökmesinde baş etken. Bu ahval ve şerait altında ise, aşiret mekanizması, ‘gayri kanuni’ durumlarda hatırlanır hale geliyor. Bunun sonucu da, bazı Vanlılara göre, çeteleşmenin ilk adımı

Enis Tayman

Önce, Mustafa Bayram’ın Van’da devleti ‘hiçe sayan’ karakol baskını gazete manşetlerine taşındı. Ardından Vali’nin ‘aşiretlik’ tepkisi geldi. Üzerine bir de Deniz Baykal’ın ağzından ‘Kenti aşiretler yönetiyor’ cümlesi döküldü, yanında daha pek çok ağır ithamları barındıran. Böylece, ‘Doğu’nun incisi’ Van, pek de hayırhah olmayan bir lansmanla karşı karşıya kaldı. Eğer hızlandırılmış tren faciası yaşanmasaydı daha uzun süre dillere pelesenk olacağı kesin olan ‘Van Olayı’ndan da geriye, Mustafa Bayram kaynaklı ‘aşiret’ meselesi kaldı. Çünkü Bayram bir aşiret üyesiydi ve bu durum ‘devleti hiçe saymak’ için yeter sebepti.

Gelelim meselenin özüne: Peki, aslında gerçek, oradan, yani Van’dan bakınca nasıl görünüyor?

Foto muhabirim ile birlikte Van’da araştırdık. Sonuçta ortaya çıkan tablonun en dikkat çekici tarafı, o bilindik aşiret tarifinin büyük ölçüde tahrif olmasıydı. Kendini ağırlıklı olarak politik seçimlerde gösteren bu kırık aşiret kalıplarının halihazırda mükemmelen çalıştığı tek nokta ise gayri kanuni işler.

Aşiret değil aile

Öncelikle şu ‘Mustafa Bayram Olayı’nda ufak bir tashihle başlamak gerekiyor aşiret haberimize. Mustafa Bayram bir aşiret üyesi, doğru. Ama onu böyle pervasız kılan neden tam olarak bu değil. Zira, Bayram aslında Hertoşi Aşireti’nin Şerefan Kabilesi’ne mensup bir aile reisi. Aşiretin ileri gelen ailelerinden biri olması ise, Van sokaklarında, 14′ü erkek 17 çocuğuna bağlanıyor biraz da. Ayrıca bileğine kuvvetli biri olan Bayram’ın, Van sokaklarında sevmeyeni de yok gibi. (Tabii durumu şöyle tarif etmek de mümkün: Mustafa Bayram’ı sevmeyenler, bunu açıkça dile getirmekten itinayla imtina ediyor.) Bu arada Bayram’ın 17 çocuğunun aynı anadan olmadığını da belirtmek gerekiyor. Aynı zamanda yeğenler, kuzenler, damatların aileleri gibi oldukça geniş bir halka da var Bayram’ın etrafında.

Bu aşiret meselesinde kuzen ve yeğenlerin önemi çok büyük. Aşiret reislerinin ve aile büyüklerinin yanında, oğullardan daha çok kuzen ve yeğenler bulunuyor. Bunun ise iki sebebi var; ilk olarak, olası saldırılarda ileride aşireti yönetecek oğulların, nispeten az zarar görmesi gerekiyor. İkinci olarak da, herkesin önünde oğullara iş gördürtmek pek de doğru değil. Böylece hem iş gördürtmek, hem kardeş çocuğu gibi yakın kan bağı, hem de gerektiğinde daha kolay feda edilebilecek güvenilir adamlar tanımlaması, kuzen ve yeğenlerin değerini artırıyor.

Van bölgesinde irili ufaklı 50′ye yakın aşiret bulunuyor. Bunların bir bölümü esas aşiretin kolları durumunda olsa da, sayıları itibarıyla aşiret biçiminde davranabiliyorlar.

Aşiretler konusunda elde bulunan az sayıdaki akademik eserden birine sahip olan Doç. Dr. Ahmet Özel, söz konusu ‘davranışlar’ı şöyle özetliyor: ‘Birlikte saldırı ve savunma mekanizmasını içselleştirmiş. Babadan geçen kan bağı esasına dayalı. Eski zamanlarda göçebe olmakla birlikte, artık yarı göçer ya da yerleşik. Genellikle hayvancıkla uğraşan. Kapalı bir ekonomiye sahip. Cemiyet değil cemaat olarak tanımlanabilecek yapıda davranışlar, aşiret karakteristiğini yansıtır.’

O eski aşiretler yok

Ne var ki, yukarıda da belirttiğimiz gibi, aşiret davranışı şu an itibarıyla kalıplaşmış tarifinin dışında seyrediyor. Bunun nedenleri, bir anlamda bölgenin makus talihini de özetliyor.

Aşiretlerin Türk siyasetinde Osmanlı’dan miras biçimde yeniden boy göstermesi 50′li yıllara rastlıyor. Siyasiler tarafından aşiret reislerine gösterilen özel alakanın nedeni ise, seçimlerde koparılmak istenen blok oylar. Böylece son seçimler de dahil olmak üzere, her siyasetten politikacı akın akın aşiret reislerinin ayağına geliyor ve vaatlerini sunuyor.

Ancak, özellikle 1984 sonrası PKK ile girişilen mücadele sırasında bölgede yaşananlar, aşiret çözülmesinin başlangıcını oluşturuyor. İlk olarak, boşaltılan köyler ile devlet tarafından konulan mera ve yayla yasakları yüzünden önce Doğu’daki, ardından Batı’daki kentlere göç başlıyor. Böylece yoğun olarak yakın yerlerde yaşayan aşiret üyeleri, göç ettikleri kentin derdi tasası içinde kaybolup gidiyor. Mera ve yayla yasakları ise, özellikle Doğulu aşiretlerin en önemli geçim kaynağı olan hayvancılığın neredeyse bitmesine yol açıyor. Emekli politikacı Cafer Akköprülü’ye göre, bunun üzerine bir de PKK’nın aşiret sistemine açtığı savaş eklenince, klasik aşiret davranışının darbe yemesi kaçınılmaz oluyor. Doç. Dr. Ahmet Özer, aşiret yapısının çözülmesi konusuna birtakım ekler yapıyor: ‘Göçler ve mera yasaklarından sonra yerleşik düzen başladı. Zaten sanayileşme, kentleşme, okuma yazma oranının artması, kitle iletişim araçlarının yayılması gibi etkenlerle bu çöküş başlamıştı. Büyük kente çalışmaya gidip geri gelenler de aşiret düzenini içeriden vurmaya başladı.’

Burada, Doğulu aşiretlerle ile Güneydoğulu aşiretlerin mekanizmaları ve yapılarının da oldukça farklı olduğunu belirtmek gerekiyor. Güneydoğu’daki aşiretlerin büyük bölümünde toprak ağalığı var. Doğu’daki aşiretlerde ise ekseriyetle hayvancılık yapıldığı için, direkt olarak alınıp satılabilecek köyler ve marabalar pek bulunmuyor. Ayrıca, Doğu’da, kurucunun soyundan gelmek, aşiret reisliğini belirleyen en önemli kriter. Bu anlamda Doğu’da ‘aşiret demokrasisi’ daha sağlıklı işliyor. Reis, genellikle hakem rolünü benimsiyor ve ikna yolunu seçiyor. Böylece ortaya karşılıklı menfaate dayalı bir reis-üye ilişkisi çıkıyor. Van İl Genel Meclisi Üyesi Timurlenk Bozkurt’a göre de, tipik bir aşiret reisinin ‘cesur, güçlü, aşiret hakkını savunabilecek kapasitede, örf ve adetlere bağlı’ biri olması gerekiyor. Buradan hareketle, iyi bir reisin aşiretini toparlamayı bilen biri de olması gerekiyor. Ne var ki, Vanlılara göre bu evsafta lider artık çıkmıyor. Örneğin, kendisi de bir Buruki olan Doç. Dr. Ahmet Özel’e göre, Burukan Aşireti’nin reisi Kinyas Kartal, bu karizmaya sahip kuşağın son temsilcisiydi ve onun ardından aşirette taşlar yerinden oynadı.

Reisler de aşiretlerini bırakıyor

Aynı aşiret içinde değişik partiler tarafından sürdürülen aday avları, bir yandan çok başlılığın çıkmasına neden olurken, diğer yandan da aşiretlerin her koşulda bir temsilcilerini Meclis’e ya da belediyeye göndermelerini garantiliyor. Tabii, politikacıların çözülmekte olan bu aşiret mekanizmasını tahlil edemeyerek hala reislerde direnmesi de, sayıları 20 binleri bile bulabilen aşiret üyeleri arasında gizliden rahatsızlıklara yol açmaya başlamış. Belki bu yüzden, geç de olsa uyanan siyasiler, aşiret reislerine alaka göstermekle birlikte artık halka sunmak için çeşitli projeleri de dosyalarına koyuyor. Doç. Dr. Ahmet Özel de bu çözülmeyi kendi deneyiminden biliyor ve şöyle konuşuyor: ‘Geçen seçimlerde belediye başkanlığı için aday oldum. Aşiretçilik yapmadım. Ama rakiplerim benim aşiretimi malzeme etti. Buna rağmen, eğer bütün aşiret arkamda dursaydı ben kazanırdım. Tabii, bunun için bir çaba sarf etmediğimi tekrar ediyorum.’

Aşiret ilişkilerine darbe vuranlardan bir bölümü de aşiret reislerinin ya da ileri gelenlerinin ta kendileri. Söylemde böyle aksettirilmese de, iyice azalan sürüler, boşalan köyler, reislerin gücünü ve zenginliğini geçici olarak azaltmış. Böylece, fakirleşen reisler aşiret üyelerinin üzerine eskisi gibi kol kanat geremez olmuş. Buradan da çıkarıla çıkarıla, bir bölümü için ‘toz’ ve kaçak akaryakıt geliri, bir bölümü için koruculuk, kalanları için de iyice küçülmek gibi dersler çıkarılmış.

Sonuçta gayri meşru işlerle uğraşan aileler de iyice palazlanarak, kimi yerde aşiret reisinin bile önüne geçer olmuş. Van sokaklarındaki dedikodulara göre durumun en iyi ispatı, Mustafa Bayram. Çünkü iddialara göre, Bayram’ın, ana aşireti olan Hertoşi’nin ileri gelenleriyle arası pek iyi değil. Burukanlarla da bir kavgaları söz konusu. Bu durumda Bayram’ın elindeki kartlardan biri ise, kızını gelin verdiği Yakut Ailesi. Bu iki aile üzerinde, özellikle eroin kaçakçılığı ile ilgili olarak, yoğun şüpheler var. Ama aile liderlerini mahkum edecek kanıtlar bir türlü elde edilemiyor; edilenlerin de adliyelerden uçup gittiği ileri sürülüyor.

Aşiret reislerine dair söylenebilecek son iki söz ise, son dönemde kazandıkları paraları üyeleriyle paylaşmak yerine, büyük şehirlerdeki yatırımlara yönelmeleri. Haliyle, Van’a getirilen son model dört çekerler ve büyük şehirlerdeki lüks hayatlar da, eskiden gördükleri saygının bir parça daha eksilmesine yol açmış. Bir aşiret ileri geleninin oğluna göre ise, Van’da artık derebeylik başlamış durumda. Artık her şey paraya bakıyor. Üstelik etrafta bu kadar aç varken, parayı bastıran kısa süre içinde ağa da olabiliyor, reis de.

Yazımızın başında belirttiğimiz Vali Hikmet Tan’ın ‘aşiretlik’ tepkisine de değinmek gerekiyor birkaç cümle ile. Hatırlanacağı gibi Tan, Mustafa Bayram’ı, ‘Oğlu gelmezse babasını alırız’ diyerek gözaltına aldırmıştı. Oysa Mustafa Bayram, Trafik Bakım’ı basanlar arasındaydı ve zaten suçluydu. Ama Tan, modern hukukun ürünü olan suçun şahsiliği prensibini bir kenara bırakarak, aşiretlere özgü, ‘suçu işleyen bulunamasa bile, ceza, aşiretinden bir kişiye de kesilebilir’ prensibiyle hareket etti. Böylece Bayram, zaten suçlu olduğu bir konuda haksız yere cezaevine atılmış gibi gösterildi. Geçtiğimiz hafta içinde de serbest bırakıldı.

Aşiret şimdi ne işe yarıyor?

Vanlılara bakılırsa, günümüzde aşiret ilişkileri ya önemli kan davalarında, ya gayri kanuni işlerde, ya da saldırı ve savunma durumlarında toplu hareket etmeye yarıyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde, bir otomobilin sokak arasında bir pazar arabasını devirmesiyle başlayan kavganın aşiretler arası çatışmaya dönüşmesi son anda önlenmiş. Bu arada, Van polisine de, ‘Aman siz arada fazla dolaşmayın da bir kaza çıkmasın, sebebiniz olmayalım’ diye telkinlerde bulunulduğu da dedikodular arasında.

Aşiretler arası ilişkilerde de pek çok gerginlik yaşanıyor öte yandan. Bazılarının korucu vermemek, PKK ile ilişkilerini dengede tutmaya özen göstermek gibi eylemleri(!), çoğunlukla suçlu konuma düşürülmelerine yol açmış. Bu da bazı aşiretler arasındaki düşmanlığı büyütmüş. Bazı aşiretler ise, zaman zaman koruculuk nedeniyle aldıkları silahları rakip aşiretlere çevirmekten çekinmemiş.

Aşiret-suç ilişkisine dair bir diğer bulgu da, Van’daki hemen her ticarethanenin ya bir aşiret mensubu tarafından işletilmesi, ya da bir aşiretin himayesinde bulunması. Himayenin en bilinen yolu ise, aşiretin ileri gelenlerinden birinin oğlunu, yeğenini ya da kardeşini işe almak. Böylece, mesela bir Burukinin himayesinde olan mekanda bir Alanlının olay çıkarması engellenmiş oluyor. Ne var ki bazı Vanlılara göre, bu durum, ‘aşiretlik’in giderek çeteleşmeye dönüşmesi. Gerçi ayrım henüz bu kadar keskin değil. Ama gidişatın çeteleşme yönünde olduğu kabul gören bir gerçek. Mustafa Bayram da zaten bunun en önemli kanıtı.

Aşiret yapısının çözülmekte olması özellikle kadınların ve gençlerin işine geliyor. Garip görünse de, aşiret, kadın-erkek ilişkileri açısından bugünkü tarzdan daha ileri. Çünkü kadın, aşiret koşullarında üretime katılıyor. Aynı kadın, Van’ın veya büyük bir kentin herhangi bir mahallesinde, üretim sürecinden dışlandığı için eve hapsoluyor.

Çözülmenin gençleri ilgilendiren kısmı ise, adını vermek istemeyen bir aşiret üyesinden geliyor: ‘On altı yaşında evlendirildim. Babam bir gün geldi ve ‘Falancayla evleneceksin. Öyle uygun gördüm’ dedi. Benimse, bırakın karşı çıkmayı, söyleyebilecek bir sözüm bile yoktu. Ama şimdi olsa karşı çıkarım. Çocuğuma da böyle bir baskı uygulamam.’

Bundan sonra ne olacak?

Konu hakkında görüştüğümüz Vanlılar, aşiret yapısındaki çözülmeyi olumlu buluyor. Suça bulaşmayı düşünmeyen ya da koşullar nedeniyle bulaşamayan aşiret üyeleri, artık, kendi oyları dahil, geleceklerinde söz sahibi olmayı, yani birey olmayı istiyorlar. Ne var ki birey toplumu ile bireyci toplum arasındaki ince çizginin, bu tecrübesiz ve hevesli aşiret üyelerinin pek çoğunu, en azından yakın gelecek boyunca, öğütmesi kaçınılmaz görünüyor.

Hangi aşiret nerede etkin*

Bahçesaray

Müksü

Başkale

Şerefan
Mezriki
Boti

Çatak

Alan
Ezdinan
Helilan

Çaldıran

Haydaran
Ademan
Şemsikan

Edremit

Şerefan (Burası aynı zamanda Mustafa Bayram’ın da kalesi)

Erciş

Bekiranlı
Celoi
Mikaili
Hemoyi

Gevaş

Buruki
Müksü

Gürpınar

Hoşap
Giravi
Mehmet Pıran
Buruki

Muradiye

Buruki
Madi
Meleyi

Özalp

Buriki
Takuri

Saray

Milan
Küresin
Muguri

*Bu liste, Cafer Akköprülü ve Timurlenk Bozkurt’un 1995 genel seçimlerinde aşiretlerin sahip oldukları tahmini oy oranları çalışması baz alınarak ve Van’da yapılan yüz yüze görüşmeler sonucu oluşturulmuştur. Ayrıca Çatak, Gürpınar ve Çaldıran kaymakamlıklarının internet sitelerindeki bilgilerden de yararlanılmıştır.

Aşiretlerin adları*

Buruki, Hertoşi, Alan, Şemsıkan, Haydaranlı. Küresinli, Celali, Pinyaniş, Şerefan, Mezriki, Boti, Pinyaniş, Gevdan, Ebdoyi, Helilan, Haviçtan, Mahmuran, Müksüler, Mehmet Pıran, Şidan, Bekiranlı, Celoi, Mikaili, Memani, Güloyi, Hıdıranlılar, Şeyhkanlı, Ecoi, Gaceyi, Liwi, İski, Muguri, Mamedi, Hevedanlı, Şewi, Benişti, Milan, Takuri, Torun, Cilavi, Şikak, Gravi, Hoşap, Meleyi, Meragi, Edmaneki, Sori, Meksoyi, Şengilli, Hejderi.

*Liste, Cafer Akköprülü ve Timurlenk Bozkurt’un çalışmasından, Doç. Dr. Ahmet Özer’den ve çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. Bazı adlar yanlış olabilir. Bazı aşiretler de eksik kalabilir. Bölgede Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi varken, ‘aşiretler’ üzerine bir araştırma yapılmamış olması da işin en ‘eksik’ yanı. Aşiretlerin büyüklüğü konusunda ise, yine Cafer Akköprülü ve & Timurlenk Bozkurt’un araştırması esas alınmıştır.

Van’daki ‘kara’ nakil

Van’ın köylerden aldığı göç, nüfusu bir milyona kadar yaklaştırmış. Oysa, resmi rakam üç yüz bin olarak görülüyor. Bu da yoğun işsizliğe ve gayri meşru yollardan para kazanmaya mahkum ediyor Vanlıları. Eroin Hakkari’ye kilo başına 3500 Euro’ya geliyor. Van’a yolculuk sırasında fiyat 7000′e, İstanbul içinse 9-10 bine çıkıyor. Ancak, eroin tacirleri halen Alman Markı üzerinden hesap yapıyor. Mazot ise İran’dan litresi yüz elli bine geliyor. Başkale civarında altı yüz bine satılırken, Van’da bu fiyat dokuz yüz bini buluyor. Uyuşturucu bağımlılık oranları, böyle ciddi boyutlu trafiğin olduğu bir kent için az sayılıyor. Ayrıca Van’da eroin tüketimi hiç yaygın değil. Daha çok esrar ve tiryak adı verilen ve İran’dan getirilen afrodizyak ‘ uyuşturucu karışımı bir madde kullanılıyor.

Aşiret bağlarında çözülme var

Çaldıran Belediye Başkanı Ferman Yıldırım

Başkan, Şemsıki Aşireti’nin Van’daki kolunun lideri Haydar Yıldırım’ın oğlu. Yıldırım, DYP’den belediye başkanı seçilmiş olsa da, bunu aşiretine değil, genç olmasına ve halkla bütünleşebilmesine bağlıyor. Ancak, kendisi de seçimlerden önce Antalya’da oturduğunu belirtiyor. Yıldırım’ın halen Antalya’da çeşitli yatırımları bulunuyor. ‘Aşiretçilikten taraf da değiliz’ diyen Yıldırım, aşiret bağlarındaki çözülme konusunda ise şunları söylüyor: ‘Aşiret bağlarında çözülme var, bu doğru. Eskiden her işi aşiret yaparmış. Ama biz, herkesin kendi sorununu kendisinin çözmesi gerektiğine inanıyoruz. Adalet ve hukuk, devletin adaleti ve hukukudur. Bu saatten sonra aşiret hukuku olamaz.’ Yıldırım, son olarak, bazı aşiret reislerinde son zamanlarda gözle görülür biçimde, ‘aman yakamızdan düşsünler’ mantığının geliştiğine dikkat çekiyor. Yıldırım, bunu zamanın değişmiş olmasına bağlıyor.

Aşiret yapısını çözen etkenler

Kitle iletişiminin gelişmesi
Kente göç
Yerleşik düzene geçiş
PKK tehdidi nedeniyle boşaltılan köyler
Mera ve yayla yasakları yüzünden yok olmaya yüz tutan hayvancılık
İşsizlik
Okuma-yazma oranının artması ve eğitim düzeyinin yükselmesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir